Esprili
New member
En Eski Kur’an Nerede Sergileniyor? Bir El Yazmasının Ardındaki Tarih, Güç ve Toplum
Bir Kur’an el yazmasının bugün Birmingham’da, İngiltere’de bulunması ilk bakışta yalnızca tarihî bir merak konusu gibi görünebilir. Fakat biraz daha yakından bakınca mesele “En eski Kur’an nerede?” sorusundan çok daha fazlasına dönüşüyor. Bir kutsal metnin hangi coğrafyada yazıldığı, nasıl korunduğu, kimler tarafından toplandığı, hangi kurumların araştırma yapabildiği ve nihayet bugün kimin erişimine sunulduğu; din, sınıf, toplumsal cinsiyet, kültürel miras ve sömürgecilik tarihi gibi pek çok toplumsal meseleyle kesişiyor.
Öncelikle önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor: Birmingham Üniversitesi’nin elindeki eser, “dünyanın kesin olarak en eski Kur’an’ı” şeklinde tanımlanmıyor. Üniversitenin kendi açıklamasına göre bunun kesin olarak söylenmesi mümkün değil. Ancak Birmingham Kur’an yazması, günümüze ulaşan en erken Kur’an metinleri arasında yer alıyor. Parşömen üzerinde yapılan radyokarbon analizi, malzemenin 568-645 yılları arasına tarihlenme olasılığını yüzde 95,4 olarak ortaya koydu. Bu nedenle eser, İslam’ın ilk dönemine ait hayatta kalan en erken yazılı Kur’an kanıtlarından biri kabul ediliyor. University of Birmingham+1
Birmingham Kur’an’ı Nerede?
Birmingham Kur’an yazması, İngiltere’deki University of Birmingham bünyesinde bulunan Cadbury Research Library’nin Mingana Koleksiyonu’nda muhafaza ediliyor. Eser dört sayfadan oluşan iki parşömen yaprağından meydana geliyor ve Kur’an’ın 18, 19 ve 20. surelerinden bölümler içeriyor. Yazı, erken dönem Arap yazı biçimlerinden biri olan Hicazî hatla kaleme alınmış. University of Birmingham+1
Burada “sergileniyor” kelimesini kullanırken güncel durum konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Yazma 2015 yılında Birmingham’da ve daha sonra başka sergiler kapsamında kamuoyuna gösterildi; ancak bugün sürekli bir müze vitrini içinde sergilenen bir nesne olarak düşünülmemeli. Üniversite, yazmanın güvenli ve iklim kontrollü bir ortamda korunduğunu belirtiyor. 2015’teki kamu sergisinin ardından eser farklı özel gösterim ve sergi projelerinde de ziyaretçilere sunuldu. University of Birmingham+1
Bu ayrıntı aslında kültürel mirasın korunması ile halka açık erişim arasındaki gerilimi de gösteriyor. Bir tarafta bin yıldan fazla yaşındaki bir parşömenin mümkün olduğunca korunması gerekiyor; diğer tarafta toplumun kendi tarihini yalnızca uzmanların veya araştırmacıların erişebildiği kapalı bir nesne olarak görmemesi gerekiyor.
“En Eski” Demek Neden Bu Kadar Karmaşık?
Birmingham yazmasının tarihlendirilmesi kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Ancak radyokarbon yöntemi doğrudan mürekkebin yazıldığı günü tespit etmiyor. Test edilen şey, metnin üzerine yazıldığı hayvan derisinden elde edilen parşömen. Üniversite de açıkça mürekkebin tarihlendirilmediğini belirtiyor. Dolayısıyla 568-645 tarihi, parşömenin yaşı hakkında bilimsel bir aralık veriyor; yazının tam olarak hangi tarihte yazıldığını tek başına kanıtlamıyor. Üniversite bu nedenle yazmayı paleografik incelemelerle birlikte değerlendirmeyi ve genel olarak 7. yüzyıl ortalarına ait kabul etmeyi tercih ediyor. University of Birmingham+1
Bu bilimsel ihtiyat, dini inançla bilimsel araştırmanın zorunlu olarak karşı karşıya gelmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, tarihsel bir nesnenin yaşını belirlemek için farklı yöntemlerin birlikte kullanılması, hem inananların hem de akademik araştırmacıların metnin tarihsel yolculuğunu daha ayrıntılı anlamasına yardımcı olabilir.
Bir Müslüman Mirasının İngiltere’de Bulunması Ne Anlama Geliyor?
Bence tartışmanın en ilginç taraflarından biri burada başlıyor. Birmingham Kur’an’ının İngiltere’de bulunması tek başına “yanlış yerde” olduğu anlamına gelmez. Koleksiyonların tarihini incelemek gerekir.
Mingana Koleksiyonu, 1930’lu yıllarda Süryani asıllı din adamı ve araştırmacı Alphonse Mingana tarafından oluşturuldu. Koleksiyonun Birmingham’a gelişinde Edward Cadbury’nin finansal desteği önemli rol oynadı. Üniversitenin verdiği bilgilere göre Cadbury, Birmingham’ın din araştırmaları açısından önemli bir merkez olmasını amaçlıyordu. University of Birmingham+1
Burada sınıf meselesi açık biçimde ortaya çıkıyor. Tarihî eserlerin korunması yalnızca kültürel bir faaliyet değildir; aynı zamanda ekonomik kaynak gerektirir. Bir el yazmasını satın almak, araştırmacıları finanse etmek, laboratuvarlarda test yaptırmak, iklim kontrollü arşivler oluşturmak ve uluslararası sergiler düzenlemek ciddi maddi imkânlar ister.
Dolayısıyla “Bu eser nasıl korunabildi?” sorusunun yanında “Kimlerin maddi gücü sayesinde korunabildi?” sorusunu da sormak gerekiyor.
Bu soru yalnızca İngiltere için geçerli değil. Dünyanın farklı bölgelerinde tarihî eserlerin büyük müzelerde toplanması, zengin üniversitelerin araştırma altyapısına sahip olması ve ekonomik gücü yüksek kurumların kültürel miras üzerinde söz sahibi olması, sınıf ve küresel eşitsizliklerle bağlantılı daha geniş bir tartışmanın parçasıdır.
Irk, Kültürel Miras ve “Kimin Tarihi?” Sorusu
Konuyu ırk üzerinden ele alırken günümüzün kimlik kategorilerini 7. yüzyıla doğrudan aktarmamak gerekiyor. Birmingham Kur’an’ının ortaya çıktığı dönem modern anlamdaki ulus-devletlerin, günümüz ırksal sınıflandırmalarının veya Avrupa-merkezli müze sistemlerinin ortaya çıkmasından çok önceydi.
Ancak eserin günümüzde nasıl anlatıldığı meselesi modern ırk ve kültür ilişkilerini gündeme getiriyor. İslam tarihinin merkezî coğrafyası Arabistan iken, erken dönem İslami bir metnin bugün İngiltere’de bir üniversite koleksiyonunda bulunması, kültürel mirasın küresel dolaşımını düşündürüyor.
Burada iki uç yaklaşım da sorunlu olabilir. Birincisi, “Eser Avrupa’daysa Avrupa’nın kültürel mirasıdır” demek. İkincisi ise herhangi bir tarihî nesnenin günümüzde farklı bir ülkede bulunmasını otomatik olarak tek başına haksızlık kanıtı kabul etmek.
Daha sağlıklı yaklaşım, eserin hangi koşullarda el değiştirdiğini, kim tarafından satın alındığını, satın alma sırasında kaynak toplulukların haklarının ne olduğunu ve bugün erişimin nasıl düzenlendiğini araştırmak olabilir.
Birmingham Üniversitesi’nin günümüzde yürüttüğü “Qur’an in the City” programı bu açıdan dikkat çekici. Program, Birmingham’daki farklı topluluklarla Kur’an yazması ve İslami sanat mirası arasında bağlantılar kurmayı amaçlıyor; sanat etkinlikleri, öğrenciler için çalışmalar ve topluluk katılımı gibi yöntemler kullanılıyor. University of Birmingham
Bu durum kültürel mirasın yalnızca cam fanus arkasında korunması yerine yaşayan topluluklarla ilişkilendirilmesi gerektiğini düşündürüyor.
Toplumsal Cinsiyet Açısından Kur’an Yazmasına Bakmak
Toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında daha farklı bir soru ortaya çıkıyor: Tarih boyunca kutsal metinleri kimler yazdı, kimler okudu, kimler yorumladı ve kimlerin sesi daha görünür oldu?
Bir Kur’an el yazmasının bugün Birmingham’da, İngiltere’de bulunması ilk bakışta yalnızca tarihî bir merak konusu gibi görünebilir. Fakat biraz daha yakından bakınca mesele “En eski Kur’an nerede?” sorusundan çok daha fazlasına dönüşüyor. Bir kutsal metnin hangi coğrafyada yazıldığı, nasıl korunduğu, kimler tarafından toplandığı, hangi kurumların araştırma yapabildiği ve nihayet bugün kimin erişimine sunulduğu; din, sınıf, toplumsal cinsiyet, kültürel miras ve sömürgecilik tarihi gibi pek çok toplumsal meseleyle kesişiyor.
Öncelikle önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor: Birmingham Üniversitesi’nin elindeki eser, “dünyanın kesin olarak en eski Kur’an’ı” şeklinde tanımlanmıyor. Üniversitenin kendi açıklamasına göre bunun kesin olarak söylenmesi mümkün değil. Ancak Birmingham Kur’an yazması, günümüze ulaşan en erken Kur’an metinleri arasında yer alıyor. Parşömen üzerinde yapılan radyokarbon analizi, malzemenin 568-645 yılları arasına tarihlenme olasılığını yüzde 95,4 olarak ortaya koydu. Bu nedenle eser, İslam’ın ilk dönemine ait hayatta kalan en erken yazılı Kur’an kanıtlarından biri kabul ediliyor. University of Birmingham+1
Birmingham Kur’an’ı Nerede?
Birmingham Kur’an yazması, İngiltere’deki University of Birmingham bünyesinde bulunan Cadbury Research Library’nin Mingana Koleksiyonu’nda muhafaza ediliyor. Eser dört sayfadan oluşan iki parşömen yaprağından meydana geliyor ve Kur’an’ın 18, 19 ve 20. surelerinden bölümler içeriyor. Yazı, erken dönem Arap yazı biçimlerinden biri olan Hicazî hatla kaleme alınmış. University of Birmingham+1
Burada “sergileniyor” kelimesini kullanırken güncel durum konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Yazma 2015 yılında Birmingham’da ve daha sonra başka sergiler kapsamında kamuoyuna gösterildi; ancak bugün sürekli bir müze vitrini içinde sergilenen bir nesne olarak düşünülmemeli. Üniversite, yazmanın güvenli ve iklim kontrollü bir ortamda korunduğunu belirtiyor. 2015’teki kamu sergisinin ardından eser farklı özel gösterim ve sergi projelerinde de ziyaretçilere sunuldu. University of Birmingham+1
Bu ayrıntı aslında kültürel mirasın korunması ile halka açık erişim arasındaki gerilimi de gösteriyor. Bir tarafta bin yıldan fazla yaşındaki bir parşömenin mümkün olduğunca korunması gerekiyor; diğer tarafta toplumun kendi tarihini yalnızca uzmanların veya araştırmacıların erişebildiği kapalı bir nesne olarak görmemesi gerekiyor.
“En Eski” Demek Neden Bu Kadar Karmaşık?
Birmingham yazmasının tarihlendirilmesi kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Ancak radyokarbon yöntemi doğrudan mürekkebin yazıldığı günü tespit etmiyor. Test edilen şey, metnin üzerine yazıldığı hayvan derisinden elde edilen parşömen. Üniversite de açıkça mürekkebin tarihlendirilmediğini belirtiyor. Dolayısıyla 568-645 tarihi, parşömenin yaşı hakkında bilimsel bir aralık veriyor; yazının tam olarak hangi tarihte yazıldığını tek başına kanıtlamıyor. Üniversite bu nedenle yazmayı paleografik incelemelerle birlikte değerlendirmeyi ve genel olarak 7. yüzyıl ortalarına ait kabul etmeyi tercih ediyor. University of Birmingham+1
Bu bilimsel ihtiyat, dini inançla bilimsel araştırmanın zorunlu olarak karşı karşıya gelmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, tarihsel bir nesnenin yaşını belirlemek için farklı yöntemlerin birlikte kullanılması, hem inananların hem de akademik araştırmacıların metnin tarihsel yolculuğunu daha ayrıntılı anlamasına yardımcı olabilir.
Bir Müslüman Mirasının İngiltere’de Bulunması Ne Anlama Geliyor?
Bence tartışmanın en ilginç taraflarından biri burada başlıyor. Birmingham Kur’an’ının İngiltere’de bulunması tek başına “yanlış yerde” olduğu anlamına gelmez. Koleksiyonların tarihini incelemek gerekir.
Mingana Koleksiyonu, 1930’lu yıllarda Süryani asıllı din adamı ve araştırmacı Alphonse Mingana tarafından oluşturuldu. Koleksiyonun Birmingham’a gelişinde Edward Cadbury’nin finansal desteği önemli rol oynadı. Üniversitenin verdiği bilgilere göre Cadbury, Birmingham’ın din araştırmaları açısından önemli bir merkez olmasını amaçlıyordu. University of Birmingham+1
Burada sınıf meselesi açık biçimde ortaya çıkıyor. Tarihî eserlerin korunması yalnızca kültürel bir faaliyet değildir; aynı zamanda ekonomik kaynak gerektirir. Bir el yazmasını satın almak, araştırmacıları finanse etmek, laboratuvarlarda test yaptırmak, iklim kontrollü arşivler oluşturmak ve uluslararası sergiler düzenlemek ciddi maddi imkânlar ister.
Dolayısıyla “Bu eser nasıl korunabildi?” sorusunun yanında “Kimlerin maddi gücü sayesinde korunabildi?” sorusunu da sormak gerekiyor.
Bu soru yalnızca İngiltere için geçerli değil. Dünyanın farklı bölgelerinde tarihî eserlerin büyük müzelerde toplanması, zengin üniversitelerin araştırma altyapısına sahip olması ve ekonomik gücü yüksek kurumların kültürel miras üzerinde söz sahibi olması, sınıf ve küresel eşitsizliklerle bağlantılı daha geniş bir tartışmanın parçasıdır.
Irk, Kültürel Miras ve “Kimin Tarihi?” Sorusu
Konuyu ırk üzerinden ele alırken günümüzün kimlik kategorilerini 7. yüzyıla doğrudan aktarmamak gerekiyor. Birmingham Kur’an’ının ortaya çıktığı dönem modern anlamdaki ulus-devletlerin, günümüz ırksal sınıflandırmalarının veya Avrupa-merkezli müze sistemlerinin ortaya çıkmasından çok önceydi.
Ancak eserin günümüzde nasıl anlatıldığı meselesi modern ırk ve kültür ilişkilerini gündeme getiriyor. İslam tarihinin merkezî coğrafyası Arabistan iken, erken dönem İslami bir metnin bugün İngiltere’de bir üniversite koleksiyonunda bulunması, kültürel mirasın küresel dolaşımını düşündürüyor.
Burada iki uç yaklaşım da sorunlu olabilir. Birincisi, “Eser Avrupa’daysa Avrupa’nın kültürel mirasıdır” demek. İkincisi ise herhangi bir tarihî nesnenin günümüzde farklı bir ülkede bulunmasını otomatik olarak tek başına haksızlık kanıtı kabul etmek.
Daha sağlıklı yaklaşım, eserin hangi koşullarda el değiştirdiğini, kim tarafından satın alındığını, satın alma sırasında kaynak toplulukların haklarının ne olduğunu ve bugün erişimin nasıl düzenlendiğini araştırmak olabilir.
Birmingham Üniversitesi’nin günümüzde yürüttüğü “Qur’an in the City” programı bu açıdan dikkat çekici. Program, Birmingham’daki farklı topluluklarla Kur’an yazması ve İslami sanat mirası arasında bağlantılar kurmayı amaçlıyor; sanat etkinlikleri, öğrenciler için çalışmalar ve topluluk katılımı gibi yöntemler kullanılıyor. University of Birmingham
Bu durum kültürel mirasın yalnızca cam fanus arkasında korunması yerine yaşayan topluluklarla ilişkilendirilmesi gerektiğini düşündürüyor.
Toplumsal Cinsiyet Açısından Kur’an Yazmasına Bakmak
Toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında daha farklı bir soru ortaya çıkıyor: Tarih boyunca kutsal metinleri kimler yazdı, kimler okudu, kimler yorumladı ve kimlerin sesi daha görünür oldu?